Buz tuttu yüreğim. Oysa üşüyen ruhum aşkının kuytusuna ne güzel kıvrılmıştı… Yitirilmiş geçmişi kazanılacak geleceğin avuntusuyla küllemiştim. Bugün vardı ve bugünde sen vardın, sıcacık… Her fırsatta haykırıyordum sana karşı ve hesapsızca “seni seviyorum”ları… Her “seni seviyorum” deyişimde çoğalıyordu çünkü sevgim de, sevgimin sahibi sen de…

Buz tuttu ellerim. Oysa hayallerin en masumunda almıştın avuçlarının içine. Ne yana baksam sen vardın ve kimi görsem sen gibi bakıyordu. Sen gibi yakamozlanıyordu denizde geceleri ay ışığı, sen gibi beyazdı bardağımdaki biranın köpüğü, sen gibi hüzün kokuyordu dinlediğim her şarkı…

Buz tuttu sözlerim. Oysa en söylenmemişleri duymuştun ve daha söylenmemiş niceleri sen duyasın diye sabırsızlanıyordu dilimin ucunda… Susmanın erdemini atmıştım elimin tersiyle bir kenara, aklımda ne varsa, duymak istediğin ne varsa, söylemek istediğim ne varsa şakıyordum geveze bir kuş telaşıyla…

Buz tuttu bedenim. Oysa daha dün…

Oysa daha bu gün, az once gülüşünün sıcağında eritiyordum hasreti be gülüm…

Şimdi buz tutmuş yüreğim, ellerim, sözlerim ve bedenimle; sen benden vazgeçmiş, sen benden gitmiş olsanda…

İnadına daha çok özleyerek ve inadına daha çok isteyerek:

SEVİYORUM SENİ!..