Dar ve kıvrımlı sokaklardaki gezinti genç adamı üç basamaklı, geniş cepheli bir apartmanın önüne getirdi: “Gülizar Apartmanı No. 30″ Aşağıdan yukarı saydı. Bir, iki, üçüncü katın sağ balkonu…

Camlar-kapılar hala kapalıydı. “İyi” dedi içinden “erken gelmişim.” Sonra büyük bir”acaba” kapladı içini. Gerçekten erken mi gelmişti, yoksa her zaman olduğu gibi yine çok geç mi kalmıştı? Bu, genç adam için yanıtı hiçbir zaman netleşmeyecek olan sorulardandı.

Bir yandan kafasındaki ikileme çözüm ararken çekingen adımlarla ilerledi, apartmanın giriş merdivenine, ikinci basamağa oturdu, elindeki kasımpatı demetini yanına bıraktı. Cebinden hafif ezilmiş bi paket kısa Samsun’la kibritini çıkardı. Bir süre elinde paketle oynadı, oyalandı, neden sonra yaktı…

İçine özlemle çektiği derin bir nefes dolusu dumanı savururken oyunlarını kesip kendisini seyre dalan çocukları gördü. Üstünde durmadı, onlar da zaten bir süre sonra sıkılıp tekrar kendi dünyalarına döndüler.

Niçin buralara kadar geldiğini bilmiyordu. Neyi değiştirebilirdi ki bu saatten sonra? Umut mu? Hayır, artık umuda bile yer yoktu… “Aslında sadece tesadüf” diyerek beynini bu düşünceye inanmaya zorladı.

Gelmemeliydi, biliyordu. Ama birahanede tek başına içilen son yudum biranın ağızda bıraktığı buruklukla aynı anda çalmaya başlayan o eski şarkı -ki o parça orada hiç çalınmamıştı şimdiye dek- o eski şarkıdan kaçıp banklara oturarak serçe kuşlarının hop inip hop kalkışlarını seyrediş, tam da o sırada 8-9 yaşlarında bir çiçekçi kız tarafından yanına bırakılan kasımpatı demeti bu konudaki kararlılığını yerle bir etmişti.

“Hiç inanmazdım böyle öyküleri duyunca” dedi yine kendi kendine dudaklarına yerleşen hafif bir gülümsemeyle. Üçüncü sınıf Türk filmleinin sıradan senaryoları gibi geliyordu ona tüm bu olanlar. Ama işte olmuştu ya, hem de yeterince yakından yaşamıştı ya, artık kim ne söylerse söylesin inanmamazlık yapmayacaktı.

Daldı… Bir süre hiçbir şey düşünmeden, öylece, hareketsiz haldı. O an sevgiyle nefret, sıkıntı ve rahatlık, hüzün ve huzur aynı anda görülebilirdi yüzünde görmek isteyenlerce.

Parmak arasındaki izmaritin verdiği yanma hissiyle kendine geldi. Uzaklardan uğultu şeklinde gürültüler, korna sesleri duyuluyordu. Çocuklar sesin geldiği yöne doğru koşuşturdular.

Kalktı… Apartmanın girişinde ikinci basamakta duran kasımpatlarına şöyle bir baktı, arkasını döndü, ikircikli adımlarla yürüdü.

Arabalar Gülizar Apartmanının önünde durdu. En öndeki süslü araçtan bir gelin bir damat indi. Damat kızın kulağına eğildi, bir şeyler fısıldadı, birlikte kahkahalar atarak girişe doğru ilerlediler. Gelin kasımpatlarını gördü, duraksadı, etrafına bakındı umutla. Damat önce şaşırdı, sonra “Tabii ya” dedi, “Seni eşikten kucağımda geçirmeliyim!”

Sözü bittiğinde gelini çoktan kucaklamış, kasımpatlarının üstüne basıp eşikten geçmişti.

…Ve geride ezik çiçek demetinden başka sadece iki damla yaş kalmıştı:

Biri erkeğin gözlerinde, biri genç kızın yüreğinde…