Bir uzun yol türküsü gibi aklımdasın, dilimdesin, yüreğimdesin. Kıyısında her an haykırmaya hazır hüznünle  bahşettiğin ne kadar tebessüm varsa, işlemiş içime nakkaş ustalığıyla, ince ince… Çocuk sevincinde, kelebeğin renginde, erik ağacının bahara kucak açan çıtırtısında bu nedenle düşüme düşüyorsun ve üşütüyorsun yokluğunla…

Kentimin uzak yakasından seslenen bir martının çığlığındasın. Bu nedenle yüklüyorum tüm hasretimi denizin mavisine, dikip gözlerimi ufuk çizgisine bu nedenle bekliyorum saatlerce ve günlerce; ya sesimin yankısı geri dönerse?..

Gecenin en dingin saatlerindesin. Bir dolunay gibi aydınlatıyor yüzün yüreğimi her usuma düştüğünde ve en kuytu yaralarım kanıyor gecenin sessizliğinde. Sensiz dinlediğim her şarkı koyulaştırıyor hem geceyi hem bu talihsiz sevdayı…

Fırından yeni çıkmış ekmeğin buharı gibi, buram buramsın… Hangi çiçeği koklasam sen, hangi ağacın gölgesinde serinlesem nefesin… Gözlerin gözlerime değiyor yaramaz bir çocukla. Ellerin ellerimde, tenin bedenimde ne yapsam…

Bir uzun yol türküsü gibi aklımdasın… Aynı yolun yolcusuyuz ve fakat ayrı yönlere yolcuyuz, biliyorum. Hayatın en kısa anına denk gelen bir kesişmeydi bu sevda, biliyorum.

…Ve ben, hayatımın o en kısa anını, hala…